Bölümümüz öğrencilerinin bu sene üçüncüsünü düzenledikleri "Psikoloji Günleri" yine dolu dolu bir programla karşınızda. Ayrıntılar aşağıdaki afişte..
Yine herkesi bekliyoruz...
15 Aralık 2013 Pazar
12 Aralık 2013 Perşembe
Etkinlik: Psikoloji Penceresinden Türkiye'de 2013
Ankara Üniversitesi DTCF Psikoloji Bölümü asistanları olarak bu yılın önemli toplumsal olaylarını psikoloji penceresinden değerlendirmek istedik ve asistan arkadaşlarımızın sunumlarından oluşan bir etkinlik organize ettik. Etkinliğimizin afişinden ayrıntılı programı incelebilirsiniz.
Psikoloji öğrencisi, mezunu olan-olmayan herkesi bekliyoruz.
Görüşmek dileğiyle...
Psikoloji öğrencisi, mezunu olan-olmayan herkesi bekliyoruz.
Görüşmek dileğiyle...
25 Nisan 2013 Perşembe
Türkiye'de Sosyal Psikolojinin (A)Sosyalliği
Yazının
başlığına bakarak bunun akademik bir yazı olacağını
düşünenler var ise baştan söyleyeyim: “Bu yazı, akademik bir
çalışma değildir; sadece yaptığım akademik okumalardan
edinilmiş kısa çıkarımlardan oluşmaktadır.”
Yirminci
yüzyılın başlarında psikoloji ve sosyolojinin birlikteliğinden
dünyaya gelen sosyal psikolojinin, ne olduğu, neye nasıl
çalışacağı gibi konularda halen tam bir uzlaşma sağlanamamış
ise de genel itibariyle sosyal psikolojiyi; sosyal davranışın
açıklanması, toplumsal düzeyde bireyin aldığı rol ve toplumsal
süreçlerin birey üzerindeki etkilerini inceleyen bilim dalı
olarak tanımlamamız mümkündür. Bu genel tanımı üzerinden
bakıldığında aslında sosyal psikolojinin, içinde bireyin yer
aldığı tüm meseleleri kendisine çalışma başlığı olarak
seçebileceği görülecektir. Peki, bu gerçekten böyle midir?
Genel olarak dünyada özelde ise Türkiye’de sosyal psikoloji bunu
başarabilmiş midir?
Sosyal
psikoloji tarihine bakıldığında özellikle ikinci dünya
savaşından sonra sosyal psikolojinin ciddi bir ilerleme gösterdiği
ortaya çıkmaktadır. Bu durumun ortaya çıkmasında farklı
değişkenlerin etkilerinin olduğu aşikârdır. Fakat insanoğlunun
(teknolojinin de desteğiyle) ikinci dünya savaşı sırasında ve
öncesinde verdiği kötü sınavın bu gelişimi sağlamada
belirleyici olduğu kanaatindeyim. Bu savaşın durduk yere çıkmadığı
ve milyonlarca insanın katledilmesinde birey-toplum etkileşiminin
olduğunu düşünen sosyal psikologlar bu fenomeni çalışmak için
hem merak hem de çalışma ortamı buldular. Nitekim sosyal
psikoloji tarihinin köşe taşlarından olan Hovland’ın tutum
çalışmaları, Asch ve Şerif’in uyma, Milgram’ın itaat ve
hatta Zimbardo’nun cezaevi deneyleri ikinci dünya savaşı
sırasında en karanlık yüzünü gösteren insanoğlunu anlamaya
yönelik çalışmalar olarak ortaya çıkmıştır.
6 Nisan 2013 Cumartesi
EV
"Aldım verdim, ben seni yendim"
Eşyalar üçe ayrılır. Mekanda yeri olan eşyalar vardır mesela. Buzdolabı, çamaşır makinesi, ocak gibileri. Onların hep hazır bir yeri vardır. Çoğunlukla başladıkları yerde yaşlanıp ölürler. Kimseye garip gelmezler, kimse tarafından sorgulanmazlar. Sanki zamanda sonsuz bir varoluşa sahiptirler. İkincisi, mekanda yer bulan eşyalardır. Belki bir geçmişleri yoktur, belki gelecekleri de belli değildir ama er ya da geç döşemede iz bırakırlar bir kanepe gibi. Ya da lekeleri vardır bir saatinki gibi duvarda ve aitlerdir sahiplendikleri noktaya. Mekanda olmayan eşyalar da vardır. Kimse varlıklarını anlamlandıramaz ki onlar da pek niyetli değildir anlatmaya. Nadiren kullanılırlar ve sıklıkla tozlanırlar. İyelik ekine yabancı bu eşyaların çoğu zaman ne olacağı da hiç bilinmez. Bazen bir gitardır evin bir köşesinde, bazen bir basketbol topu dolabın üstünde. Eski defterdir istiflenmiş bir yana, hiç okunmamış kitaplar hiç okunmayacak da. Karton kutular tabut gibi dizili, kırık sandalyeler gömülmeyi beklemekte, ekürisi kaybolmuş çoraplar da kaybolmuş sayılmakta,... Hiç kullanılmayan bir eşyanın atılmaması için İki koşul vardır: ya unutulmaları gerekir bir köşede ya da yerleri değiştirilir sürekli. Eğreti durmaktır suçları. Ucu ucuna devam ederler hayatlarına ve boşlukta yer kaplamak yetmez hiçbir zaman eksikliklerini kapatmaya.
"Alamazsın veremezsin, sen beni yenemezsin"
1 Nisan 2013 Pazartesi
Ünzile
“Kızları bizim
okuldan alırlar, evlendirirler. Eğer okula devam edecekse, ailelerine derler
ki:
nasılsa parasını verdik, nikâh için bekleriz…”
nasılsa parasını verdik, nikâh için bekleriz…”
Hangi bölgeden, hangi şehirden olduğu hiç önemli olmayan
küçük bir kızın ağzından çıkan sözler bunlar… “İnsan” olmanın değil, “kadın” ya
da “erkek” olmanın her geçen gün daha fazla vurgulandığı bir ülkede
yaşananların yalnızca küçük, çok ama çok küçük bir örneği… Erkek tarafının
“parasını verdik” diye bahsettiği ise, maalesef düğün için alınan bir eşya
değil, gelinin ta kendisi!..
19 Mart 2013 Salı
Norgunk!
Beklemek. Sert, katı, sağlam anlamlarında kullanılan "bek" kelimesinden türemiş bir kelime. "Bir iş oluncaya, biri gelinceye değin bir yerde kalmak, durmak.", "Süre tanımak, acele etmemek.", "Bir şeyi, bir kimseyi gözetmek, korumak, muhafaza etmek.", "Ummak.". Tahkim etmekten, korumaktan, intizar etmeye evrimleşen bir anlam sahibi. İnsanı; bildikleri, inandıkları, gördükleri, duydukları, anladıkları üzerinde gezen belirsizliklerden koruyan hem hayalperest hem muhafazakar bir direniş.
Beklenti. "Gerçekleşmesi beklenen şey.", "Bireyin belli şart ve durumların alacağı biçimler veya kendisinden beklenenler konusundaki öngörüsü.". İçten dışa bir savuru. İki göze ek bir üçüncü. Gerçekliği kurgulayan, dönüştüren, yeniden var eden.
14 Mart 2013 Perşembe
Kitty, Melek ve Seyreylemek!
Kitty,
13 Mart 1964 gecesi New York City’in Queens bölgesinde bulunan ve yönetici
olarak çalıştığı bardan çıkmış yorgun bir şekilde evine
dönüyordu. Aklındaki tek şey bir an önce evine ulaşıp, dinlenmekti. Biraz sonra
ölümüyle adını sosyal psikoloji tarihine geçireceğinden habersiz bir şekilde,
arabasını evinin hemen yakınındaki otoparka park etti. Saat üçe yaklaşıyordu.
Arabasının kapılarını kilitleyip evine doğru yol alırken sokakta bir adamın
kendisini takip ettiğini fark etti. İçini bir korku kapladı ve adımlarını
hızlandırdı. Apartmanın kapısının hemen önünde kendisini takip eden kişi
tarafından bıçaklanmaya başladı ve defalarca bıçaklandı. Kitty’nin “help”
çığlıkları çevredeki apartmanlarda bulunan otuz sekiz kişi tarafından duyuldu.
Evlerin ışıkları tek tek yanmaya başladı. Bu otuz sekiz kişiden biri balkona
çıktı ve belki de uykusundan edilmiş olmanın verdiği rahatsızlıkla saldırgana kızı
rahat bırakmasını söyledi. Saldırgan tedirgin oldu ve Kitty’i kanlar içinde
bırakıp uzaklaştı. Kanlar içinde kalan Kitty’nin yardım çığlıkları sonuçsuz
kaldı ve evlerin ışıkları bu sefer teker teker sönmeye başladı. Yirmi dakikalık
çırpınmadan sonra saldırganı tekrardan karşısında gören Kitty aldığı yeni bıçak
darbeleriyle hayatını kaybetmişti. Saldırganın Kitty’e saldırması ve tekrardan
geri dönüp yarım bıraktığı işi tamamlamasından yaklaşık yarım saat sonra
Queens’teki polis merkezinin telefonu çaldı ve polise bir kadının bıçaklandığı
ihbarı yapıldı.
Limon Ağacı: Önce Hüplet Sonra Gümlet!
Filmi 4 Mart’ta psikoloji topluluğunun etkinliği kapsamında
izledik. Öğrenciler ve araştırma görevlisi arkadaşlarla birlikte. Ardından ara
vermeden filmi değerlendirdik. Tartıştık. Doğal olarak, psikolojinin
penceresinden bakma eğiliminde birleşmeye çalıştık. Yani içerden bakmaya gayret
ettik. Fakat ‘şair bu dizelerle ne anlatmak istiyor?’ konusunda uzlaşamadık. Önceden
de izlemiş olmamdan olsa gerek, filmin anlam ve önemi konusunda en azından
kağıt üzerinde anlaşmış olduğumuzu kanıtlama görevi bana düştü. Aşağıdaki yazı
bu görevin icrası amacına matuftur. Arz ederim.
6 Mart 2013 Çarşamba
Etkinlik Tavsiyesi: Türkiye Evrimle Tanışıyor
Değerli Arkadaşlar,
ODTÜ Biyoloji ve Genetik Topluluğu Evrim Ağacı Grubu, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji Topluluğu, Hacettepe Üniversitesi Ktap Toplululuğu ve Ankara Üniversitesi Evrim Çalışkanları Topluluğu tarafından, 9-10 Mart tarihlerinde "Türkiye Evrimle Tanışıyor" başlığı ile evrim kuramının anlatılacağı ücretsiz bir etkinlik düzenlenecek.
Ayrıntılı bilgi şu adresten edinilebilir: https://www.facebook.com/events/440383459332062/?fref=ts
5 Mart 2013 Salı
Bilimi Seviniz!
İnternetin hayatımızda yaygınlaşmaya başlamasıyla birlikte
ortaya çıkan bir furyadan bahsederek başlamak istiyorum: Sahte alıntılar. Daha
açıklayıcı bir ifadeyle internet ortamında, özellikle facebook kanalıyla
paylaşılan, ünlü bir kişiye ait olduğu iddia edilen ancak aslında olmayan
sözler. Genellikle edebiyatçılar nasibini alıyor bu furyadan ama genel olarak
bakıldığında Bukovski’den Mevlana’ya, Hz. Ali’den Neruda’ya, Tevfik Fikret’ten
Che Guevara’ya kadar çok geniş bir yelpaze çıkıyor karşımıza. En fazla sömürüye
malzeme olan kişinin Can Yücel olduğunu söylemek de yanlış olmaz sanırım. Bu arada bilmeyenler için;
----- spoiler-----
Bağlanmıyacaksın, Can
Yücel’in şiiri değildir!
----- spoiler-----
Kaydol:
Yorumlar (Atom)








